Fasid Kültürün Şuursuz Taşıyıcıları

zekiAllah, insanı salim, temiz ve berrak bir fıtrat üzere yaratmıştır. İnsanın fıtratı temizdir, zati olarak salimdir. Aksi halde insan, işlediği günahlardan mesul tutulamazdı. Berrak boş bir kab/zarf gibidir insan.

 Allah u Tebareke ve Teala insanı yaratacağı zaman meleklere. ”Ben yeryüzünde bir halife karar kılacağım demişti de melekler, ’orada fesad yapacak ve kan akıtacak birirni mi karar kılacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni sürekli takdis ediyoruz’ demişlerdi. Allah ise, ’Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim’ demişti.” (Bakara:30)

Meleklerin, insanoğlunun fesad çıkarıp kan dökeceğini nerden ve nasıl bildikleri konusunda farklı görüşler vardır ama konumuz bu olmadığı için ondan sarfı nazar ediyoruz. Meleklerin insanoğluyla ilgili bilmedikleri konu ise, insanın Allah’ın esma ve sıfatlarının kendisinde açığa çıkacağı, onların mazharı olabilecek kapasiteye sahip olduğu ve bu cihetle meleklerden üstün olabileceği konusu idi.

Allah, insanı salim, temiz ve berrak bir fıtrat üzere yaratmıştır. İnsanın fıtratı temizdir, zati olarak salimdir. Aksi halde insan, işlediği günahlardan mesul tutulamazdı. Berrak boş bir kab/zarf gibidir insan. O kabı takva ile de fücur ile de doldurabilecek tercih hakkı tanınmıştır kendisine; kendisine bildirilen sonuçlarına katlanması koşuluyla. ”Biz ona (iyilik ve kötülük olarak) iki açık yolu gösterdik.” (Beled:10) ”Ya şükredici olur ya da nankör” (İnsan:3)

İnsanın dışındaki tüm varlıklar tek yönlüdür. İsyan etme, isyan ile itaat arasında tercihte bulunma hakları yoktur. Kendilerine verilen görevi yerine getirmekle mükelleftirler ve eksiksiz olarak görevlerini yaparlar. Bu nedenle insanın dışındaki varlıkların görevleriyle ilgili ceza ve mükafat da söz konusu değildir. İsyan edebilme, kendisine verilen görevi yerine getirmeme, doğru ile yanlış arasında tercih yapma hakkı sadece insanoğluna tanınmıştır. Bu sebeple insanoğlunun tarihi, başından beri iki ayrı yolla başlamış, iki ayrı yol ve iki ayrı kültür şeklinde devam etmiştir ve edecektir.

Adem’in çocukları, yani insanoğlunun ilk nesli arasında meleklerin dile getirdiği fesad ve kan dökme fiili vaki olmuştur, hem de doğal olarak iki kardeş arasında. Hem de Adem peygamberin çocukları arasında. Şeytan’ın ve nefs-i emmarenin telkinleriyle fıtrat kabını dolduran Kabil; aklın, vahyin ve nefs-i marziyenin telkinleriyle fıtrat kabını dolduran Habil’i öldürerek katlediyor. Bu olayı Rabbimiz bildirmeseydi, hiç bir tarihçinin ona ulaşıp bize bildirmesi mümkün olmayacaktı.

Adem (a.s.), peygamberdi. Hiç bir peygamber için çocuklarını terbiye etmediği, gerekli eğitimi onlara vermediği söylenemez. İnsan tekvinen özgür ve teşrien memur olduğu için peygamber evladı da olsa, tekvini özgürlüğe binaen tercihini ifsadtan yana yapabiliyor. Hakeza Hz. Nuh’un oğlu gibi. Demek ki, iyi bir anne baba, iyi bir eğitim, iyi bir çevre, iyi bir cemaat, iyi bir toplum mutlaka her bireyin iyi bir tercih yapması sonucunu doğurmuyor. Peygamberin oğlu da olsa, tekvinen özgür olduğu için şuurlu veye şuursuz, bilerek veya bilmeyerek tercih hakkını kötüden yana kullanabiliyor.

Necdeyn/iki yol arasındaki tercih farkı ilk nesille başlıyor. Dolaysıyla beşer tarihi, ikili bir tarihtir: İyi ile kötünün, ıslah ile ifsadın, ihya ile katlin, ihtilaf ile ittifakın, tefrika ile vahdetin tarihi.

Hz. Musa kendisine iman eden kavmini, Allah tarafından kendisine yardımcı olarak atanan kardeşi Harun’a bırakıp mikata gidiyor.(Araf:142) Döndüğünde kavmini buzağıya tapar halde buluyor.(Araf:150-151) Peygamberler kamil ve masum insanlardırlar. Tevhidten dönen bu insanların yanlışı, Hz. Musa ve Harun’a mal edilebilir mi? Böyle bir yaklaşım risalet ve nübüvvete aykırıdır. Hakeza Allah tarafından İsrailoğullarına melik olarak atanan Talut’a itaat etmemeleri, Calut’a karşı savaşa katılmamaları Talut’un iyi bir yönetici olmamasıyla izah edilebilir mi? Allah’ın atadığı emirden daha iyisi kim olabilir? Mesele, insanın iyi ile kötü arasında şuurlu veya şuursuz olarak tercih yapabilme imkan ve kabiliyetiyle izah edilebilir. Peygamberlere, nebilere ve Allah tarafından gönderilen meliklere rağmen insanların bir kısmı tercihlerini öteki yoldan yapmıştır.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Hatemülenbiya ve eşref-i mahlukattır, üsve-i hasenedir. Onun eğitim ve terbiyesinden geçmiş, İslam’ın bayraktarlığını yapmış insanlar, Peygamberden otuz yıl sonra birbirlerine kılıç çektiler ve oluk oluk kan aktı. Bu insanlar az mı eğitim görmüştü? Yetersiz mi eğitim görmüştü? Haşa va haşa  Peygamberin onları iyi eğitmediğini mi iddia edeceğiz? Hayır. Mesele eğitim ve bilgi değil. Mesele, insanoğlunun kendi fıtrat kabını takva veya fücur ile doldurabileceği gibi, fücur ile doldurduğu fıtrat kabını boşaltıp takva, takva ile doldurduğu fıtrat kabını boşaltıp fücur ile doldurabilir olmasıyla izah edilebilir. Beşer tarihi, bu değişimin sürekli cari olduğu ikili bir tarih ve kültüre sahiptir. Kimileri o fasid kültürün taşıyıcısı, kimileri de o salih kültürün taşıyıcısıdır; şuurlu veya şuursuz.

İnsanın kevni özgürlüğünün, teşrii memuriyetinin ve  iki yol arasındaki tercih hakkının tezahür şekli, Habil ile Kabil’den bun yana aynı zamanda ikili bir kültürü ve bu kültürün taşıyıcılarını oluşturmuştur. Muhtelif nedenlerden ötürü dönemsel olarak bazı toplumlarda ifsad, ihtilaf ve katl kültürü baskın olmuş, bazı toplumlarda minimum düzeylere inmiştir.

Çağımızda Batı Asya (Hindistan, Pakistan, Bengladeş, Afganistan), Ortadoğu ve Afrika’da ihtilaf, tefrika ve katl kültürü istisnalar olmakla beraber baskın durumdadır. Bu bölgelerde cereyan eden savaşlar, iç çatışmalar, bölünmeler, parçalanmalar ve bunların yol açtığı insani trajediler facaat sınırlarını aşmış olup insanlık için korkutucu ve ürkütücü bir hal almıştır.

Fasid kültür baskın olunca, onun şuursuz ve şuurlu taşıyıcıları da her geçen gün çoğalmaktadır. Zira kültürün de tevarüs edilebilir özelliği vardır. Bir önceki neslin maddi kazanımları bir sonraki nesle miras olarak geçtiği gibi, bir önceki neslin fasid veya salih kültürün de bir sonraki nesle miras olarak intikal edebiliyor.

Sözünü ettiğimiz tüm bölgelerle ilgili örneklemelerde bulunmak bir yazının sınırlarını aşacağı ve bu tür konularda en yakınından başlamanın usulden olması nedeniyle kendi yakınımızdan siyasi ve gayri siyasi bazı örnekler vermekle yetineceğim.

Yavuz Sultan Selim 25 Kürd beyiyle özerklik anlaşması yaptığında kendi aralarından bir Kürd beylerbeyini seçmelerini ve onun devletle muhatap olmasını önerir. Bu öneri, aslında Kürd beylerine zaman içinde müstakil bir devlet olma fırsatını içeriyordu. Uzun müzakereler, hiç bir beyin bir diğerinin beylerbeyi olmasına razı olmamasıyla sonuçlanıyor. Bunun üzerine bizzat Kürd beyleri kendi kalemleriyle padişaha gönderdikleri mektupta, ”Sadece Allah’ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak ederiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir” diyerek merkezden bir beylerbeyi atanmasını isterler ve bunun üzerine Bıyıklı Mehmet Paşa Diyarbakır’a beylerbeyi olarak atanır.(1),(2)

Bu beylerin bir kısmı şuurlu/bilerek, bir kısmı da şuursuz/bilmeyerek ittifak yerine ihtilafı tercih etmiştir. Kişi, miras aldığı kültürü analiz etmeden, ayıklamadan benimser ise, farkında olmadan onun taşıyıcısı olur. Bunlar şuursuz taşıyıcılardır. Bazıları da bilerek ve işlerine geldiği için olumsuz kültürü taşır. Bunlar da fasid kültürün şuurlu taşıyıcılarıdır.

1950’li yıllarda bir İngiliz diplomat, Irak başbakanı Nuri Said’e bir Kürd aşiretinin isyanıyla karşılaşması halinde ne yapacağını sorduğunda, Iraklı lider, ”Çok basit. Derhal komşu aşirete bir çanta dolusu altın göndererek meseleyi çözerim” demiş.(3)

Celal Talabani ve kayınbabası İbrahim Ahmed’in Molla Mustafa Barzani’ye ve Kürdlere karşı işledikleri suçlar, cinayetler ve kurdukları komplolar, KDP kongresinde çoğunluğu sağlayarak Molla Mustafa Barzani’yi başkanlıktan düşürme ve İdris Barzani’nin kongreyi peşmergelerle basıp sonucu geçersiz sayması gibi olaylar ibret vericidir. O gün İbrahim Ahmet ve Celal Talabani’yi Barzani’ye karşı hangi güçler kullanıyorduysa, bugün de YNK, PKK ve Goran’ı Barzanilere karşı aynı güçler kullanıyor.(4)

80’li yıllarda sol örgütler arasında, 90’lı yıllarda sol ile İslamcı yapılar ve İslamcı yapıların kendi arasındaki çatışmaların tarihimizdeki kayıtları da yerinde duruyor.

Siyasi ve kültürel yapılardaki çatışmasız ayrışmaların sayısını ise bilen yok.

Sonuç: Fasid kültürün taşıyıcısının çok olduğu bir toplum, başkalarının ifsadına da açık olur.

Şairler zarif ruhlu olurlar. Kürd şair Cegerxwin de öyle biri. İnancı ve ideolojisi ayrı bir mevzu. İhtilaf kültürünün zirvede olduğu bir dönemde ve bölgede yaşamış, tanık olmuş ve tatmış o acıları. Bu yüzden, ”Bu zavallıların işi gücü kavga dövüştü. Karakollarda dolaşırlar, mallarını başkasına yedirirlerdi” der ama bu şair bile kendini cahiliye kültürü olan kavgalardan kurtaramaz. Aşiret kavgalarından ötürü bir defasında evini kuşatırlar ve iki gün çatışarak kendini savunmak zorunda kalır. (5)

Vasili Nikitin, Minorsky’den nakille  bir aşiret reisinin şöyle dediğini aktarır: ’Kişinin kendi yatağında ölmesinden daha utanç verici bir şey olamaz. Ama ben kurşunla vurulsam ve beni o halde eve götürseler, onurluca bir ölümle gittiğim için herkes sevinecek.”(6)

Bu sözlerin ihtiva ettiği anlam, fasid kültürün ta kendisi, sözün sahibi de onun taşıyıcılarından biri.

Feodal ihtilaf ve çatışmaların yol açtığı maddi ve manevi kayıplara ilişkin istatistiki veriler bile tutulmamıştır.

PKK’nin kendi dışında öldürdüğü insan sayısı bir yana, kendi içinde kurucu ve MK üyelerinden 50 kişi, üst düzey yöneticilerinden 200 kişi ve toplamda 2000 kişiyi infaz etmiş. (7)

 Dr. Süleyman, ”özgürce konuşursanız ortadan kaldırılabilirsiniz” diyor PKK’nın içindeki özgürlük anlayışıyla ilgili.(8)

Eleştirinin cezasının ölüm olması, bir dönem İslami değerlerden yola çıkan bir yapı tarafından da icra ediliyordu.

Katl kültürünün baskın olduğu yerde ölüm ucuz ve havadis-i adiye haline gelir. İhtilaf kültürünün yaygın olduğu yerde de bölünme ve ayrışma  sorumsuz bir davranış biçimi olarak gelişir. Neden mi?

Çünkü kültür atmosfer gibidir. Nasıl ki, her insan üzerindeki atmosferle ilişkideyse her insan da bir şekilde toplumunu kuşatan kültürle bir şekilde temas ve etkileşim içindedir. Bu nedenle çok sayıda insan, farkında olmadan/şuursuzca baskın olan kültürün taşıyıcısı durumuna düşebilir. Yine bu nedenledir ki, ağalardan, şeyhlerden, mollalardan, aydınlardan, entellektüellerden, aşiret üyelerinden, örgüt üyelerinden, cemaat üyelerinden, ırgattan ameleye her kesimden bu tür taşıyıcıları görmek mümkün.

Farkında olanlara/şuurluca yapanlara yapılacak fazla bir şey yok. Bu bir tercih meselesi ama farkında olmadan yapanlara ki, çoğunluktadırlar, yaptıklarının mahiyetini fark ettirmek mümkün. Çünkü onlar, hastalığının farkında olmayan, taşıdığı virüsü ve onun etkilerini görmeyen hastalar gibidir. Ya da şeker hastası olup hastalığının farkında olmadığı için bolca tatlı aşıran ve zevk alan insan örneğinde olduğu gibi doğru beslendiğini zanneder, doğru davrandığını düşünür ama hastalığı da her gün ağırlaşır.

İhtilaf, ifsad, katl; insanı, aileyi ve toplumu tüketir. Üretimi ve terakkiyi durdurur, gerilemeye ve dağılmaya zemin hazırlar. Hayatın bir kuralıdır: Üreten kazanır, tüketen kaybeder.

Beşer var oldukça iki yolun yolcularının ve iki kültürün de taşıyıcılarının olacağını biliyoruz. Hakeza hayatı tek yola indirmenin de mümkün olmadığını. Ama bu iki yoldan birinin ötekine galebe çalması bizim çabamızla mümkün. Salahın fesada baskın hale gelmesi olanaklı.

İhtilaf ve ifsadın baskın olduğu bir kültürü ıslahın uzun zaman ve ciddi emek gerektirdiğini ve çok zor olduğunu da biliyorum. Ama bu zorluk, salahın galebesi için müstemir bir çabadan kaçınmaya cevaz vermiyor. Çünkü hayat, kimin daha güzel amel işleyeceğinin açığa çıkması için gösterilen cehdten ibarettir. Yıllardır her fırsatta bu konuları ele almamın nedeni de budur. Hayat felsemiz, dünya görüşümüz, salah için, iyilik yolunun galip olması için çaba göstermeyi gerektirmektedir.

Son söz: Varisi olduğumuz olumsuz mirasın şuurlu veya şuursuz taşıyıcıları olmayalım.

Kaynakça

1-Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, sh:202

2-Altan Tan, Kürt Sorunu, sh:74

3-Cafer Talha, Star Gazetesi, 3 Mart 2015

4-Mesud Barzani, Barzani ve Kürd Ulusal Özgürlük Hareketi, cilt:2, sh:171-182

5-Cegerxwin, Hayat Hikayem, sh:26 ve251

6-Vasili Nikitin, Kürd ve Kürdistan, sh:230

7-Hakkı Öznur, Derin Sol, 2. Cilt, sh:1714

8-Aliza Marcus, Kan ve İnanç PKK ve Kürt Hareketi, sh:347

Pin It on Pinterest