Mehmet KAYA DİN ANLAYIŞI: A. KUR’AN

İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar? 57.Hadid/16

 

Yolumuzu Kur’an ışığıyla aydınlatan, bizi cehaletten ve zandan uzaklaştıran Rabbimize hamdolsun. Elçilere de selam olsun. Ki vahyi pratize ederek bize yol gösterdiler.

Yüce Rabbimiz! Senden yardım diliyoruz. Zihnimizi aç, ilmimizi artır. Ve bize yol göster, ki şaşkınlardan olmayalım. Sana doğru bir şekilde kulluk edebilelim. Sen eğer bize lütufta bulunmazsan, yolumuzu şaşıranlardan oluruz. Bize gönderdiğin hidayeti / rehberi doğru takip etmeyi, doğru tefekkür, tedebbür, tezekkür ve teakkul etmeyi ve doğru uygulama bilincini bize nasip et. Dinin kaynağı konusunda en doğru olanı bulmayı bize nasip et.

Kur’an’ın kaynaklığı meselesine başlarken öncelikle insanın yaratılışına ve vahyin özelliğine dikkat etmemiz gerekiyor. Yüce Rabbimiz insanı yaratıp onu yeryüzüne indirdikten sonra, kendisine bir mesaj indireceğini, bu mesaja uyanlar için korku ve üzüntünün olmayacağını, inkar edenlerin ise ateşe gireceklerini bildirir (2.Bakara/38-39).

Yüce Rabbimiz insanları yarattıktan sonra salt akıllarının kafi gelmeyeceğini bildiğinden, doğruyu bulmaları ve insanca / mümince yaşamaları için onlara lütfuyla vahyi de gönderir. Çünkü o kullarının küfrüne razı olmaz ama şükürlerine razı olur. Ki doğru olan yolu bulsunlar ve cehaletten kurtulsunlar. İşte yüce Rab bunun için insanların arasından onlar gibi yiyip içen, onlar gibi çarşılarda dolaşan, onlar gibi evlenip aile kuran, onlar gibi insani zaaf sahibi olan insanlardan elçiler seçti. Çünkü Rab doğrudan insanlarla konuşmaz. Ya bir vahiyle, ya bir perdenin arkasından ya da bir elçi göndermek suretiyle konuşur (42.Şura/51). Bizim cinsimizden olan peygamberler de (Allah’ın Selam’ı üzerlerine olsun) yüce Rabbimizden aldıkları bu mesajı gündemimize taşımışlar ve bu mesajla bizi uyarıp müjdelemişlerdir. İnsanların bu mesaja karşı tepkileri farklı olmuştur. Kimi insanlar Allah’ın insana bir kitap indirmeyeceğini, kimi insanlar bir kitap göndermek istese farklı yolları seçeceğini, içimizden bir beşeri seçmeyeceğini, bir melek göndereceğini vs. iddia etmişlerdir. Ancak peygamberlerin kendileri de kendilerine kitap indirileceğini bilmediklerini, yüce Rab’den böyle bir mesaj aldıklarında şaşırdıklarını yine kitabımız Kur’an’dan öğreniyoruz.

Bu girişten sonra şunu kendimize sorabiliriz: Peki yüce Rabbimiz insanlığa niye bir mesaj göndermiştir? İnsanlıktan ne istiyor? Bu mesajın özelliği nedir? Kur’an’ın kaynaklığı sorununu düşündüğümüzde de aklımıza ilk gelen şeylerden bir tanesi de Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğudur. Nasıl bir kitap olduğunu bilmenin de tek bir yolu vardır. O da yüce Rabbimiz tarafından her türlü tahriften korunmuş olan bu kitabın kendisini nasıl tanıttığını doğrudan kendisinden öğrenmemizdir. Bunun için ona başvurmamız gerekiyor.

Tabii ki Kur’an-ı Kerim’i okuduğumuzda kendisine ilişkin onlarca özellik bulabiliriz. Bunların hepsi konumuzla ilgili olmadığı için hepsini tek tek burada sıralamayacağız. Ancak kaynak sorunu ile ilgili, kitabımızın özelliklerini bilmemiz gerekiyor. Ki kendisini nasıl tanıttığını doğrudan kendisinden öğrenelim. Çünkü bu kitap ilimdir / yakindir / kesin bilgidir. Yüce Rabbimiz tarafından korunmuştur. Ki bunlar da onun özelliklerindendir.

Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri

* O korunmuştur. Yüce Rabbimiz tarafından korunmaya alınmıştır. Hem iniş sürecinde cinler ve şeytanlar müdahale edememiş hem de sonra ki aşamalarda kendisine beşeri bir müdahale olmamıştır, Rasul (as) ve müminlerin eliyle korunmuştur. Bu konudaki Kur’an ayeti Hicr suresinin 9. ayetinde bulunmaktadır. “O zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve onun koruyucusu da elbette biziz!”

* O çelişkisiz bir kitaptır. Hem kaynağı itibariyle hem de manası itibariyle hiç bir çelişki, şüphe barındırmaz. Kendisinde çelişki, zan bulunmaması hasebiyle sürekli inkarcılara meydan okumuştur. Eğer siz de bu kitap gibi bir kitap, ya da onun surelerine benzer bir sure ya da ayetlerine benzer ayetler getirebiliyorsanız, buyurun getirin diyor. Aklı selim sahibi her insan şunu rahatlıkla görebilir ki, bu kitap çelişki barındırmayan, hak bir kitaptır. İnsanların bunu görmesi için illa Müslüman da olması gerekmiyor. Ve eğer bu kitap yüce Rabbin dışındaki bir güç tarafından yazılmış olsa nice çelişkiler barındırırdı. Ki biz bugün okuduğumuz nice yazarlarda bunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Bir kaç sayfada bile çelişkili şeyler yazanların sayısı az değildir. Kur’an’da bu konuyla ilgili bir çok ayeti kerime vardır (Örneğin: 10. Yunus/37, 4. Nisa/87, 39. Zümer/80).

* O apaçık bir kitaptır. Mübin, beyan ve tibyan gibi ifadelerle Kur’an’da geçiyor bu özellik. Beyan açıklama, bir halin hakikatını açıklayan söz, her tür kapalılık ve karışıklıktan uzak gibi manalara gelir. Ayrıca mübin ifadesi de hem açık oluşu hem de açıklamayı bünyesinde barındırıyor. “Elif lam ra. Bunlar Kitab’ın ve apaçık Kur’an’ın ayetleridir.” 15. Hicr/1 (Ayrıca bkz. 4/174; 5/15; 12/1; 26/2; 27/1; 28/2; 36/69; 43/2; 44/2.) Belağ oluşu da onun apaçıklığıyla ilgili bir özelliktir. “Bu (Kur’an) insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar), bununla uyarılsınlar. O’nun yalnız tek ilah olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).”14. İbrahim/52 (Ayrıca bkz. 21/106; 46/35)

Kur’an beyyinedir de. Beyyine olması da apaçık olması ile alakalıdır. Açık delillerdir. İkna edici delillerdir. Kimseye anlayamama bahanesi bırakmaz. Bakara suresinin 213 ayeti kerimesi: “Bütün insanlık bir zamanlar bir tek topluluktu; (sonra ihtilafa düşmeye başladılar). Bunun üzerine Allah, müjdeci ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi ve onlar aracılığıyla hakikati ortaya seren vahiy(ler) bahşetti ki bununla insanların farklı görüşler edinmeye başladıkları her konuda karar verilebilsin. Buna rağmen, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı onun anlamı hakkında ihtilafa düşenler bizzat bu (vahy)in tevdi edildiği aynı insanlardı. Ancak Allah, inananları, kendi iradesiyle, üzerinde ihtilafa düştükleri hakikate sevk etti; çünkü Allah, (ulaşmak) isteyeni doğru yola ulaştırır.” (Ayrıca bak. 3/105, 30/9, 57/25, 64/6)

* O musarref ve mufassal bir kitaptır. Yüce Rabbimiz tarafından ayetleri değişik biçimlerde ve detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Bazı meseleler hakkında, Kur’an-ı Kerim tek bir boyuttan konuyu insanın önüne sermez, defalarca ve farklı  mantık yolları ile insanın önüne getirir. Ki insanoğlu, akledebilsin, üzerinde düşünebilsin diye. Örneğin; yeniden yaratılışı ele alacak olursak, bir çok surede ve değişik boyutlarıyla, inanmayan insanın zihnine hitap ederek bu konuda ikna etmeye çalışır.

Bazen tekrar şeklinde, bazen de meseleye farklı bir zaviyeden bakmak suretiyle mesele açıklığa kavuşturulur. Konu tekrar tekrar işlenmek suretiyle akıllarımızda iyice yer ediyor. Bu tasrif etme özelliği, ”Ya Rabbi ben duymadım, ben okumadım!” ihtimalini de ortadan kaldırıyor.

Diğer boyutuyla da mufassal bir kitaptır. Detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Hidayetimiz ve doğruyu bulmamızla ilgili, mümince bir yaşam için gerekli olanları içeriyor kitabımız.

Kur’an-ı Kerim’deki detayları değişik ayeti kerimelerde okuyoruz. Mesela 24. Nur suresindeki 58. ayeti kerime: “Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu ayette dikkatimizi çeken noktalardan bir tanesi de sosyal hayatın ayrıntılarına kadar, Kur’an’ı Kerim’in müdahale ettiğidir.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de detaylarıyla açıklanmış nice meseleler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bu özellikleriyle ilgili şu ayetlere bakılabilir: “Biz Kur’an’da sözü türlü şekillere çevirip anlattık ki, düşünüp anlasınlar. Fakat (Bu anlatmamız), onlara (Hak’tan) kaçmaktan başka bir katkıda bulunmuyor.” 17. İsra/41 (Ayrıca bkz. 20/113)

“A1lah, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken ben O’ndan başka bir hakem mi arayayım?” 6. Enam/114. (Ayrıca bkz. 7/52, 203; 9/l25, 127; 10/37; 11/1; 41/3)

* Kur’an bir kısmı diğer kısımlarını açıklar. Kendi tefsirini kendisi yapar. O mutlak bilgidir. Zanni bilgilere muhtaç değildir. O ölçüdür. O furkandır. Onun anlaşılması bir kısım zanni bilgilere mahkum edilemez. Belirleyici olma konumundan belirlenen konumuna düşürülemez. O kendi kendisini tefsir eder. “Onların sana getirdiği her misale karşı mutlaka biz sana gerçeği ve en güzel tefsiri getiririz.” 25. Furkan/33

Kur’an okumada da önemli bir mantık veriyor bize bu özellik. Kur’an-ı Kerim’de herhangi bir meseleyi doğru anlamak istersek, bütüncül olarak bakmak zorundayız. Herhangi bir meseleye ilişkin aldığımız bir ayeti Kur’an bütünlüğü içinde değerlendirmezsek farklı ve yanlış sonuçlara varabiliriz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de herhangi bir konuyla ilgili ayetler bir arada bulunmamakta, ayrı ayrı surelerde tasrif edilmektedir. Çoğu zaman ayet bütünlüğü bile gözönünde bulundurulmamaktadır. Halbuki herhangi bir konu ile ilgili doğru bir bilgiye ulaşmak istiyorsak onu Kur’an’ın bütünlüğünde yerine oturtmalıyız. Yoksa yanlış anlayışlara ulaşabiliriz. Çünkü Kur’an kendisini tefsir ediyor. Ayrıca önemli bir özelliği de bir defada değil yaklaşık 23 yıl boyunca parça parça / peyderpey  nazil olmasıdır. Bu da onun merhaleci özelliğidir. Kur’an-ı Kerim’i bütüncül okumadığımız zaman bu merhaleciliğini de yakalayamayabiliriz ve yanlış stratejiler ve pratikler ortaya koyabiliriz. Doğru bir hareket metodu yakalayabilmek için, bu özelliğine dikkat ederek okumalıyız. Aksi halde yanlış bir hareket metodunun ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Bu konuda tertil ve müks kavramlarını doğru kavramalıyız.

* Anlaşılabilsin diye Arapça olarak indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim Peygamber (as)’a apaçık bir Arapça ile indirilmiştir. Çünkü o ve toplumu Arap’tı. Onların anlaması için Kur’an onların diliyle indirildi. Yoksa anlamak mümkün olmazdı. Bundan dolayıdır ki, Kur’an-ı Kerim dünyanın bir çok diline tercüme ediliyor. Salt Araplara inen bir kitap olmadığı için ve diğer müminlerin de Kur’an’ı anlamaları icap ettiği için diğer dillere çevrilmesi bir zarurettir. Bütün Müslümanların Arapça’yı öğrenmeleri mümkün olmadığına göre, Kitap onların dillerine çevrilmelidir.

“Elif, lam, ra. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir. Biz O’nu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki, anlayasınız.” 12. Yusuf/1-2. (Ayrıca bak. 13/37, 16/103, 19/97, 41/44, 44/38)

*Kur’an-ı Kerim furkandır.

Doğru ile yanlışın arası ayırandır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun ölçüsüdür.

Kur’an-ı Kerim’in bu özelliklerini gözönüne aldığımızda, Kur’an’ın apaçık bir kitap olduğu ve okuyanın rahatça anlayabileceğini öğreniyoruz. Bazılarının iddia ettiği kitap anlaşılmaz bir kitap değildir o. Bazılarının da iddia ettiği gibi her şeyi içinde barındırmıyor. Hidayetimiz ve doğru yolu bulmamız için temel ilke ve esaslar, yüce Rabbimiz tarafından belirlenmiştir. Bize düşen şey yüce Rabbimizden gelen bu ilke ve esasları gözününde bulundurarak, bir inanç ve pratik oluşturmaktır. Yüce Rabbimiz bu kitabın mufassal olduğunu, ayetlerinin tasrif edildiğini, o ayetlerin beyyine olduğunu defalarca bize anlatıyor. Niçin bunlar bize anlatılıyor? Ki biz de bu ayetler muvacehesinde yolumuzu bulalım, doğru bir davranış ortaya koyabilelim. Rabbimizin razı olacağı bir tarzda dini yaşayabilelim.

Elçi (as) neye uyuyordu?

Elçi (as) kendisine indirilene uyuyordu. Ona uymak zorundaydı. Tabi olacağı başka kaynak da yoktu.

Kendisine indirilen şeriata tabi oldu. Başka şeriatlara da ya da heva ve hevese tabi olmadı. Haliyle onun yolu sünneti kitaba tabi olmaktı. Onu yaşamlaştırmaktı.

Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.

O (Kur’ân) sana ve kavmine bir Zikir (uyarı, şan ve şeref)dir ve yakında (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahmân’dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız? 43. Zuhruf/43-45

(Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! 7.Araf/3

De ki: ”Ben (Allah’ın) elçilerin(in) ilki değilim; ve (onların tümü gibi) ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyuyorum çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım”. 46.Ahkaf/9

 

Kur’an-ı Kerim’i anlamada diğer kaynakların rolü

Kur’an’ın kaynaklığı çerçevesinde söylenebilecek şeylerden bir tanesi de, hangi kaynaklardan istifade edilebileceğine dairdir. Kur’an’ı okurken ve anlamaya çalışırken hangi kaynaklardan istifade edebiliriz? Ya da Kur’an dışı kaynaklardan istifade ederek Kur’an daha iyi anlaşılabilir mi? Bu Kur’an’ı anlamayı zorlaştırır mı kolaylaştırır mı? Kur’an tefsiri Kur’an’la mı yapılmalı yoksa başka kaynaklarla da yapılabilir mi?

Kur’an’ın yakin / kesin bilgi, diğer Kur’an dışı bilgilerin ise zan olduğu bir gerçekliktir. Böyle olunca yakin ifade eden bilginin zan ifade eden bilgiyle kayıtlanması ve ya anlaşılmasının bir önkoşulu haline getirilmesi doğru mudur? Mutlak bilgi mi zanni bilgiyi tesbit ve teyit etmeli yoksa zanni bilgi mi mutlak bilgiyi / yakini tesbit ve teyit etmelidir?

Esas alınması gerekenin mutlak bilgi / yakin olması gerektiği hususunda fazla şüphe olmasa gerek. Mutlak bilgi zanni bilgi için furkandır, zanni bilginin doğrulanması ancak mutlak bilgiyledir. Bu açıdan bakıldığında bir kısım zanni bilgilerin Kur’an’ı tefsir etmesi diye bir şey sözkonusu olamaz. Olması gereken o zanni bilgilerin doğruluğunun Kur’an tarafından teyit ve te’kid edilmesidir.

Peki Kur’an dışı rivayetlerin ve kaynakların Kur’an’ı anlamamızı kolaylaştırması mümkün müdür?

Pratik hayattan şunu iyi biliyoruz ki, peygamber (a)’ın ameli uygulaması / sünneti, Kur’an’ı daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bir kısım ibadetlerin (namaz, hac vs.) doğru anlaşılması ancak sünnet ile mümkün olmaktadır. Eğer peygamberi uygulama esas alınmazsa namazın nasıl kılınabileceğini, haccın nasıl ifa edilmesi gerektiğini ve daha başkaca ibadetlerin nasıl olması gerektiğini bilmezdik. Bu ibadetlerin geçmiş toplumlarca da ifa edildiğini gerçekliğini de gözönünde bulundurarak bunları söylüyoruz. Bunların üzerinde düşündüğümüzde sünnetin Kur’an’ın doğru anlaşılmasında rolü inkar edilemez. Ancak sünnetin hadislerle aynı şey olmadığını vurgulamaya herhalde ihtiyaç yoktur. Çünkü Kur’an dışı rivayetlerin genel anlamda ahad haber oluşları ve ahad haberin zan ifade ettiğini gözönüne aldığımızda durum vuzuha kavuşmuş olur. Kur’an’ın aydınlığının bir kısım zanni rivayetlerle kayıtlanmasının mümkün olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Ama nebevi sünnet, mütevatir bir uygulama olduğu için ve büyük kitleler yoluyla bize aktarıldığı için ahad haber gibi değildir.

Diğer bir kaynak olarak da şunu düşünebiliriz: Nüzul ortamının / nüzul sebeplerinin Kur’an’ı anlamamıza nasıl bir etki ettiğidir. Etkisi olumlu mu, olumsuz mudur? Doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve mutlaklaştırılmaması şartıyla nüzul ortamının Kur’an’ın anlaşılmasında olumlu etki oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak mutlaklaştırılmaması gerekiyor. Çünkü mutlak bilgi, zanni bilgiyle kayıtlandırılmamalıdır. Kur’an’ın temel anlayışına, hikmete aykırı olmamak koşuluyla olumlu etkisinden bahsedebiliriz. Olumsuz etkisi de şu şekilde görülebilir: Bazı insanlar nüzul ortamını mutlak gibi algılayıp Kur’an’ın mesajını onunla kayıtlandırdıklarında yanlış anlayışlar ortaya çıkar.

Kur’an’ı nüzul ortamına hapsetmek ise bir çeşit tarihselcilik gibi ortaya çıkabilir. Bu da Kur’an mesajının evrenselleşmesinin ve tüm insanlığa ulaştırılmasının önünde bir engel olarak durabilir.

Kur’an’ı olumlu ya da olumsuz anlamamıza etki edebilecek üçüncü bir kaynak da dil ve dil çalışmaları olabilir. Biliyoruz ki Kur’an’ı Kerim Arapça olarak indirilmiştir. Arap olmayanların Kur’an’ı anlayabilmesi ya Arapça’yı öğrenmeleriyle ya da kendi dillerinde yapılan tercümeleri okumalarıyla mümkün olabilir. Bu çerçevede salt Arapça bilmek de yeterli olmayabilir. Kur’an Arapça’sı diyebileceğimiz Arapça’yı bilmek önemli olsa gerek. Ki bugün nice Arap Kur’an-ı Kerim’i doğru anlayamayabiliyor.

Kur’an-ı Kerim üzerinde yapılan nice güzel dil çalışması mevcuttur. Bunlardan düzeyli bir şekilde istifade edilebileceğini düşünüyoruz. Kur’an’ı bu sözlük ve lügat kitaplarına mahkum etmeden iyi çalışmalar yapılabilir.

Bu üç alanda iyi çalışmaların yapılabileceğine ve Kur’an’ın doğru anlaşılmasında olumlu rolleri olabileceğini düşünüyoruz.

Kur’an-ı Kerim’i doğru anlayabilmek için doğru okumak da bir gerekliliktir. Nasıl okuyacağımızı de bilmek zorundayız. Bugün Kur’an okuyup da sapan nice insanlar görünüyor. Biz, Kur’an’ı sürekli okumalıyız. Gaye ve amacına uygun olarak okumalıyız. Allah’ın adıyla ve huşuyla okumalıyız. Amel etmek için okumalıyız. Tertilen okumalıyız. Ki Rabbimiz bizi Sırat-ı Müstakim üzerinde daim kılsın.

Mehmet Kaya: 20 Mayıs 2016

Pin It on Pinterest