Türkiye’de Seçmen Tercihleri

a-bariyalcinTürkiye’de önümüzdeki süreçte çok hayati bir referandum ve bu referandum sonucu muhtemel bir başkanlık  seçimi gerçekleşecek.

Son dört dönem yapılan seçimlere ve parlamento yapısına bakıldığında dört eğilimin, Türkiye’nin  ayrışan siyasi yapısının yansımasını görürüz. Oluşan etnik ve sosyal ayrışmanın oy verme davranışına etkisi önümüzdeki genel seçimlere yada olası başkanlık seçimine nasıl yansıyacaktır.

Ayrıca; bireylerin oy verme davranışlarını belirleyen, ülkenin siyasi yapısı, seçim sistemi, mevcut iktidarın başarısı, lider karizması, ekonomik durum, ideolojiler, medya, ülkedeki politik kültür gibi çok sayıda değişkenler ışığında seçmenlerin genel seçimlerdeki tavrından etken olacaktır.

Bu gün Türkiye’de Kürt kimliği ve İslam-i kimlik temelinde gelişen siyasi akımlar, öteden beri bir devlet politikası olan, etnik,dinsel,kültürel çeşitliliği tek bir ulus çatısı altında yaşatma idealini temsil eden Türkiye Cumhuriyeti şemsiyesine karşı bir meydan okuma politikası gütmektedir.

Çok partili hayata geçişle birlikte yaşanılan laik-dindar, sosyalist-liberal, milliyetçi-merkez ayrışması yaşanırken, 1990 lardan sonra; PKK nin saldırılarını artırmasıyla  birlikte Kürt-Türk ve laik –dindar ayrışması yaşanmaya başlandı.Bu ayrışma içerisinde 2000 li yıllardan  itibaren Alevilerin siyaset sahnesine daha belirgin olarak çıkması bu ayrışmaya ayrıca bir boyut kazandırdı.

Bu ayrışmalar ışığında siyasi partilerin konumlarına,kendilerine yönelebilecek  hedef kitlelerine bakacak olursak.

Cumhuriyet Halk Partisi  açısından baktığımızda, CHP’nin Türk solunun oylarına hâkim olduğu belirgin bir şekilde ortadadır. Kürt seçmenler üzerinde CHP’nin etkin olamadığını söyleyebiliriz. Yukarıda bahsettiğim ayrışma temelinde CHP, özellikle laik Kürtlerin HDP’ye giden oylarına talip olabilir ancak bunun için Kürt yaklaşımında köklü değişiklikler yapması gerekir. CHP, istikrar için oy vermiş olan, ya da dini referansla AKP’ye oy vermemiş olan bazı liberal ya da sosyal demokrat oyları da hedefleyebilir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin  seçmen profili görece daha homojendir. MHP, genel siyasi yaklaşımını Türk milliyetçiliği, daha özelde ise Kürt karşıtlığı üzerine bina etmiştir. Her ne kadar Kürt meselesindeki sert tavrı, MHP’nin mevcut oylarını sağlamlaştırıyor gibi dursa da, genel olarak taban oyları güçlü olan MHP’nin daha geniş çerçevede siyaset yapması, kendisi açısından daha rasyoneldir. Örneğin, Kürt meselesindeki mevcut süreçten rahatsız olan ve daha önce AKP’yi desteklemiş ancak şimdi kırgın olan, milli hassasiyetleri yüksek çok sayıda AKP seçmeni var. MHP, bu kişilere yönelik “muhafazakâr milliyetçi” bir dil geliştirebilir ve böylece AKP’ye kırgın olan bu seçmenlerle, kendi durumunu pekiştirebilir.

      Halkların Demokratik Partisi’nin  hedef kitlesinin tüm Kürtler olduğu açıktır, ancak söylemleri, daha çok laik,sol Kürtler üzerinde etkili olmaktadır bundan dolayıda HDP dindar yada muhafazakar kürt seçmeni üzerinde pek etkili olamıyor. oysa aynı dili konuştuğu aynı kültüre sahip olduğu bir toplum üzerinde bu kadar  etkisiz olmak hem Kürtler adına hemde Kürtleri temsil ettiğini iddia eden bir siyasi akım için fazlasıyla kayıptır.HDP tüm Kürtlerin partisi olmak istiyorsa; Kürtlerin kendi içindeki tüm renkleri tüm siyasi ve dini akımları ikna etmek yada muhafazakar Kürtlere yönelik söylem değişikliğine gitmelidir aksi takdirde  kırk yıldır hep aynı çizgide olduğu gibi yine bir kısım Kürtlerin muteber gördüğü siyasi bir hareket olmaktan öteye geçmez.  

       Bu durumda en rasyonel siyaset, AKP’ye oy veren Kürtlerin oylarına talip olmaktır. Bunu da ancak bölge halkının sosyo-kültürel özelliklerini dikkate alarak başarabilir. Huzur ortamı ve istikrar isteyen bölge halkının, bu ortamı bozacak unsurlara yakınlık göstermesi beklenmemelidir. Bu sebeple HDP, bölge halkına inanç, kültürel, demokratik değerler ve ekonomik istikrar politikalarıyla gitmelidir.Türkiye siyasetinin son 15 yılına damgasını vuran  AKP, yaklaşık % 50 oy ile zirveyi görmüştür. Oy oranını koruyup koruyamayacağı, bu günlerde atacağı adımlara bağlıdır. AKP’ye oy kazandıran bir çok neden olabilir.İlk bir kaç yıl, bireysel özgürlükler noktasında atılan adımlar,  AB reformları ve bunun etkisiyle piyasada oluşan güven havası,sağlık ve ulaşım alanlarında toplumda kabul gören politikalar AKP’nin oylarını artırmıştır. Oyların pik yaptığı 2015 seçimlerinden sonra ise AKP daha çok kutuplaştırıcı ve sert bir söylemi tercih etmeye başladı. Ancak son dönemde benimsenen sert üslup, henüz bir seçim sonucuyla test edilmedi..

Ekonomik yükselmenin yavaşlaması, AB ile ilişkilerin durması, bölge ülkeleriyle ilişkilerin gerilemesi ve hatta sıfır noktasına gelmesi, dış ülkelerdeki özgürlükçü AKP algısının yerini endişeye bırakması, özellikle Gezi olaylarında  toplumun kutuplaştırılması ve bunun devam ettirilmesi,15 temmuz  sonrasında ki gelişmeler at izinin it izine karışması gibi kendi tabanında bile mağduriyetlere sebebiyet vermesi  daha önce AKP’yi açıktan desteklemiş olan bazı liberal aydınlarla yaşanan gerginlikler ve halkın bunları bireysel özgürlükler bağlamında hayal kırıklığıyla izlemesi, seçimlerden önce söz verilen yeni anayasa yapma gibi hayati bir meselenin rafa kaldırılması, ekonomik gelişmeye, istikrara ve bireysel özgürlüklere oy vermiş seçmeni kaygılandırıyor ve yukarıda özetlenen her etnik ve sosyal unsur, kendi kaygısına göre önümüzdeki seçimlerde AKP’den uzaklaşacaktır.Bu durumda başta İstanbul ve Ankara olmak üzere AKP büyük kentlerde kaybetmesi halinde, genel seçimlerde seçim yenilgisi nedir,o tadı alacaktır.O halde muhalefet partilerinin oy deposu olan büyük kentlere özel bir önem vermeleri ve başarılı çıkmaları genel seçimlerin kaderini değiştirecektir.Aksi halde yine AKP Genel seçimlerden beşinci  dönem için iktidar vizesini alarak galip çıkacaktır.

Saygılarımla

Abdulbari YALÇIN